Sunday Post 60 / Pazar Postası 60

Scroll down to read in English

Cumartesi günü muhteşem bir etkinliğe katıldım. İşte bu dantel gibi görünen mandalalardan boyadık ve çok eğlendik. Detayları yarın sizinle başka bir postta paylaşacağım.


Beni tanıyanlar bilir. Dağınıklıkta bırakın yaşamayı, nefes bile alamam. Ama yukarıdaki görüntü tam tersini söylüyor farkındayım. İşte bu yüzden, son iki aydır çalışma odamın kapısını zorunlu haller dışında açmıyordum. 


Son iki hafftamı işte bu işe harcadım. Ne çektin be mürekkep! Önce minik bir rafta, sonra kütüphanede şimdi ise kendilerine çekmecede yer buldu bu yavrular. Üstlerine de etiket makinasıyla tek tek isim basıldı. Krallık tahtla tacla olmadığı gibi, delilik de huniyle değil ya canım!


Mürekkeplerden artakalan kısıma defterler yerleşti. İşte bu yukarıdaki raf kullanılıp bitenler. Bir bu kadar da ofiste var. Yanlış anlaşılma olmasın. 


Bunlar da yazılmayı bekleyenler. Bu defterlerin bir kısmı bir arkadaşımın arkadaşından geldi bana. Türkiye'deki evlerini kapatıp Almanya'ya yerleşen bir mimar aileden... Yoksa spiralli defterlere bu kadar düşkünlüğüm yok. 

Siz bu hafta neler yaptınız?

Sevgiler

Zeynep Dağınıkyan


PenGAG

Scroll down to read in English


Pelikan M200 Cafe Creme'den haberiniz vardır. Sanırım benim damak tadıma uymadığı için çok ilgimi çekmedi ama bu kalem çıktığında BanaSıkçaYaz Facebook grubundan Alper muhteşem memler yaptı. Kendisinin izniyle, geç de olsa o memler burada paylaşmak istiyorum.

Sizin favoriniz hangisi?








Montblanc No:31 Fountain Pen Review

Scroll down to read in English


Biliyorum buradalardan çok uzak kaldım. Ama hem seyahatler, hem taşınıyorum, ayy hayır taşınmıyorum, taşınsam mı, neyse boşver meseleleri derken bir türlü eski düzenime dönemedim. Hala toparlanmayı bekleyen bir çalışma odası ile karşı karşıyayım ama en azından bir yazı ile size kendimi hatırlatayım istedim. Montblanc No:31 bir arkadaşım sayesinde Ankara'da bir kırtasiyede bulduğum eski bir kalem. Hiç kullanılmadan yani NOS (New Old Stock) olarak elime geçti. 


Bu kalemin tek özelliği NOS olması sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Kendisi, üzerinde SSK nam-ı diğer Sosyal Sigortalar Kurumu işareti taşıyan bir kalem. Peki neden? Çünkü zamanında bu Montblanc setler SSK'lı memurlara işyerinde kullanmaları için zimmetleniyormuş. Bendeki bu kalem de o tükenmez ve dolmakalem setinin bir parçası. Bu sebepten üzerindeki yazısını sildirmeye gönlüm razı olmadı. 


Montblanc No:31, daha önce bir inceleme yazısı yayınladığım Montblanc No:32'ye çok ama çok benziyor. Kalemler çift yaratılırmış meğersem :p Yalnızca uç şekilleri birbirinden farklı ve kapak bandında model mevcut. Ancak kalemlerin kapakları birbirlerine uyduğu için bazen karışıklık olabiliyor. Bu nedenle bu iki modeli ayırırken mutlaka ucu referans almak gerekiyor. Montblanc No:32'yi hatırlamak için bu linke alalım sizi. 


Montblanc No:31 de piston dolum sistemine sahip, Hem vidalı kapağının dişleri hem de mürekkep göstergesi olan mavi kısım kalemin bende en güven uyandırmayan yeri desem haksızlık etmiş olmam. Ancak çok sık kullandığım No:32'de bile sorun yaşamadığım için, bunda da bir sıkıntı olacağını sanmıyorum. 


Yazdık yazdık ucuna geldik. Montblanc No:31'in bendeki kalemi oldukça ince uçlu. Üzerinde herhangi bir uç kalınlığı işaret edilmese de engin(!) tecrübelerime dayanarak kendisinin extra fine olduğunu söyleyebilirim. Yazı örneğinden hareketle sizin de bana hak vereceğinizi umuyorum. 

Eski Montblanc'lardan en çok hangisini seviyorsunuz?

Sevgiler

Zeynep Karlıdağlar


Sahalardan Uzak Kalan Topçu

Scroll down to read in English


Ruh halim tam olarak böyle (Temsili değil) Bir koltuğa uzansam, günlerce hiç çıkmadan gözlerim boşlukta asılı halde düşünsem, hayal kursam, mutfağa gidip kendime bir çay koysam. Bir el gelip üstümü örtse diyorum. Ama hayaller Paris gerçekler Çorum olduğundan mıdır nedir, tam da bu istediğimin tam tersi oluyor. Ben bir koşturmaca, bir telaş içinde buluyorum kendimi. Toplanacak dağınıklıklar, kolilenecek kalemler ve mürekkepler, peki ya taban döşemesi ne renk olsa, kitaplığın arkasında kalan duvar nasıl boyanacak, mutfakla salonu ayıran paravana nasıl bir duvar kağıdı kaplamak lazım derken, kendimi yolda buluyorum.



Şimdi önümde yapılacak 4000+ kilometre görülecek onlarca yer var. Göstergedeki rakam arttıkça ruhum genişleyecek. Kıvrım kıvrım yollardan, insanın içini ürperter devasa dağların eteklerinden, yaprakları üzerimize dökülen ağaçların altından geçerken, telaşlarımı İstanbul'da bırakacağım iki haftalığına.

Buraya ne kadar uğrayabilirim bilmiyorum ama kalbim sizinle. Facebooktan da iletişimimiz devam ediyor. Bilmeyenler için şuraya tık tık.

Görüşmek üzere

Zeynep Gezenkalem


Powered by Blogger.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...