From Readers / Okurlardan


Today's post is coming from a reader who was also a great participant to Lamy Safari Contest. However, I want to apologize from our foreign visitors since this post will only be in Turkish. Because if translated by me, it would be a shame and it would be a murder to his great depiction. 

Sincerely,

Bugünün yazısı, Lamy Safari Yarışmasının da katılımcısı olan okurlarımızdan Hasan Hüseyin Bey'e ait.  Bu harika yazıyı salt kendime saklamak gerçekten bencillik olurdu. bu sebeple Hasan Hüseyin Bey'den yayınlamak üzere izin istedim. Bana Alphonse Daudet'in o harika, yalın ama bir dakika bile kendisinden ayırmayan bir uslüpla, bir arkadaşa yazılmış bu mektupta, her dolmakalem severin kendisinden bir parça bulabileceğini hissediyorum. Hasan Hüseyin Bey'e, arkadaşı Volkan Bey'e yazdığı bu mektubu burada yayınlamama izin verdiği için bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

Sevgiler

"Volkan merhaba,

Çocukluğumda bütün günler birbirine benzerdi. Yılda beş altı gün  farklı olurdu diğerlerinden. Bunlar okulun açılıp kapandığı, ramazan ve kurban bayramının kutlandığı günlerdi. Hayatın ritmi bir hayli yavaştı yahut bana öyle geliyordu o vakitler. Sonra her şey değişmeye başladı; ben de herkes gibi,  arada şaşırıp beş dakika geri kalan Seiko 5 saatimi terk ettim. Onun yerine dakika şaşmayan Casio marka  saat edindim. O yaşlarda erkenden büyümek derdinde olduğum için geri kalan bir saate tahammül edemiyordum. Tahammül edemediğim yalnızca saatim de değildi; orta okuldayken cebimde gezdirip durduğum dolmakalemimi  lisede unutmuştum.

Halbuki benim gibi yazısı berbat öğretmenlerimden birinin dolma kalemle kağıda nakışlar döktürdüğünü görmüştüm; daha o zaman işin sırrının burada olduğunu anlayıp dolmakalem edinmiştim. Ama çocuk aklı bu; tez öğrenip tez unutuyor. Sonra bir gün birdenbire hatırlayıveriyor bu öğrendiklerini. Tekrar peşine düşüyor dolmakalemin; yeniden yaptırıp koluna takıyor camı çizikten görünmeyen Seiko 5’i. Aslında peşine düştüğünün yavaşlık olduğunu da kavrıyor; hayatın bu akışkan halinin onu korkuttuğunu fark ediyor. Kimsenin hiç bir şeye zamanı yok! Ne şöyle durup düşünmeye; ne iki lafın belini bükmeye. Ben de bu konuda herkes gibiyim; şu yaşıma kadar beş on mektuptan daha fazlasını yazmamışımdır. Peki hiç mi yazmaya değer bir şey yoktur hayatımızda? Neden yazmayız o halde?

İşte şu emeklilik meselesi pekala yazılabilir. Senin de dediğin gibi derya deniz Türkçe’nin en güzel kelimelerindendir benin için. Bir hülyadır aslında; hayatın yavaşça aktığı günlerin hülyası… Soğuk, karlı bir günde pencerenin önündeki kalorifer peteğinin dibinde çay içip, düşen karları seyretme hülyası… Bir sabah kalkıp eski, mürekkebi içinde kurumuş bir dolmakalemi tekrar hayata döndürmeye uğraşmanın hülyası. Zaman darlığı olmadan bit pazarını dolaşıp eski tertemiz facit hesap makinesini kelepir alabilme hülyası… Hülasa yavaşlığın hülyası…

Görüldüğü gibi bende hülya bol. Bir tane daha var onu da anlatayım sana: yarın sabah işe giderken Alaaddin’in cini çıkıverse karşıma, şöyle “dile benden ne dilersen!” deyiverse kerata; dolmakalem virüsünü tüm insanlığa bulaştırmasını dileyeceğim. Böylece bu aletteki yavaşlık tüm hayatımıza bulaşacak. Hepimiz o gün eve gidip yazmaya başlayacağız; yazdıkça farkına varacağız kendimizin. Yavaşlığın hoşluğuna alışıp, üzerimize yığılan bir yığın şeyi geriye bırakacağız. Yeniden peşine düşeceğiz hayatımızın… Bir  dolmakalem nelere kadir; ah bir anlayabilsek ondaki efsunu!

Sevgi ve Saygılarımla"

4 comments:

  1. mektup yazınız. reca ediyorum, alınız kalemlerinizi, mektup yazınız. bir sayfa yazabilirsiniz belki ilk. tamam benim gibi işi sanayi tipine çevirip 80 sayfayı görmenize gerek yok.

    ama yazınız.

    bol bol mektup yazınız.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Geçenlerde yurtdışındaki bir dolmakalem blogu yazarından bir e-mail aldım. Cevap yazmaya gelince, "iki saattir yazmak diyoruz, bir kere dolmakalem demedik" diye düşünerek kendisine anam babam usulü bir mektup yazıp, tarayıp gönderdim. Bence yeni bir akım başlatabiliriz :)

      Delete
  2. bir zamanlar, mektup yazar, bir bloga koyar, ilk isteyene yollardım. sonra bıraktım o işi.

    umumiyetle yazarım da.

    kişiler arası mektup iletişim aracı özelliğini terk etti, artık neler olup bittiğini anlatmaya kullanılmıyor. bir dönüşüm geçirdiğini, 23 saniye düşünen herkes fark eder zaten.

    mektup üzerine felsefe yapasım var, ama aydınlıkta yapamıyorum...

    ReplyDelete
  3. Yazınızı çok beğendim gerçekten.Yazmaya yeni başlamış biri olarak sizin blogunuzu bulmam benim için çok iyi oldu.dolmakaleminize sağlık.teşekkürler ))

    ReplyDelete

Powered by Blogger.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...