Hand Writing / El Yazısı

Scroll down to read in English



Özendiğim ilk el yazısı, doğal olarak babamın yazısı idi. Ne de olsa, bir kızın ilk aşkı babasıdır. O dönemler ITU'de asistan olan babam, teknik resim derslerine girer, projelerini elde çizer, yazılar için şablon kullanır ve evde bulduğu her kağıt parçasına bir şeyler çizerdi. Sonra Ankara'ya taşındık ve neredeyse babamdan daha çok gördüğüm dayımın yazısına hayran oldum. Onlara gittiğimiz her hafta sonunda dayım kocaman ciltli bir deftere el yazısı ile yazdığı şiirleri okurdu bana...

Bugünse etrafımdaki herkes el yazısının ne kadar kötü olduğundan şikayet ediyor. Aslında yazı da, tıpkı dil gibi, spor gibi, bir sanat dalını icra etmek gibi alıştırma ve tekrar istiyor. Lise arkadaşlarımın neredeyse tamamı mühendis oldu. Bu da demektir ki, lisede tüm işlemleri kafadan yapan ve kalem kullanmayan bu adamlar, liseden sonra da tüm işlerini bilgisayarda halleder hale geldiler. Ve bugün içlerinde, biraz mübalağa edersek, yazı yazmayı neredeyse unutmuş olanlar var. Çünkü biz büyürken, el yazımızı da büyütmüyoruz, yazımız güdük kalıyor. Estetik duygumuz artmasına karşın, parmaklarımızın kaleme olan hakimiyeti azalıyor, pratik eksikliğinden. Bu yüzden yazmak, yazmak ve yazmak gerekiyor. 

Sevgiler,


READ IN ENGLISH


The first handwriting I was adoring was my father's. At the end, the first love of a girl is always daddy! My dad who was an assistant at the Technical University that time, used to give lectures on technical drawing, make his projects by hand, use patterns for writing and draw something in every piece of paper while he was at home. Then we moved to Ankara and I adored my uncle's handwriting whom I was seeing more than my father. He used to read his poems written in a huge binded notebook....

Today, everybody around me complains about their awful handwriting. However, handwriting, just like a foreign language, sports or performing an art requires practice. My classmates from High School all became engineers now which means that those guys who were making all calculations by mind at high school, started to make everything by computer and with a little exaggeration, there are a few who nearly forget handwriting at all. Because, while we are growing up our handwriting shrinks and although our aesthetic sense fosters, mastery of our fingers on the pen diminishes due to lack of practice. Therefore, we need to write, write and write...

Sincerely,

18 yorum:

  1. El yazısı, bana göre;
    İç sesin naifliğinin parmaklara iletilerek kağıda dökülmesinden gayri bir şey değil.
    Büyüdükçe duygusuzlaştığımız için yazmaya hiç bir arzu duymuyoruz. Bir şeyi yapmak için önce bir istek duyulması gerekir ki galiba teknoloji bu isteği öldürüyor.
    "Efendim bu karton evi şöyle yapıyoruz...,, burda hazır yapılmışı var" esprisinin içinde olanlar gibi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız, güzel yorumunuz için teşekkürler.

      Sil
  2. bu konuda söylenecek çok söz var. başlı başına uzunca bir yazı konusu olur. kalemle kağıt arasındaki ilişki hakkında sade, freud vs. üzerinden bile geçerek edebiyat parçalayabilirim, lakin hava aydınlık, yapamıyorum bu saatte.

    tek diyeceğim şimdilik şudur: aaa el yazısı vardı değil mi? biraz çalışayım da yazım güzel olsun ehehe, diyerek hakim olunacak bir şey değildir. klasik müziğe hakim olmak için, beethoven külliyatını torrentten çekip dinlemeye benzer bu kadarı. oysa türkiye'ye gelip bizimkileri derinden etkilemiş şostakoviç dayıyı araştırmak gerekir. bu şuna benzer, bizim günümüz isminizi tabağa yazalım 15 tl, diyen amcaların, latin harflerini arap harflerine benzer hat sanatı öğeleri ile yazmalarına. bu bile başlı başına konudur. imza olarak tuğra kullanılan bir yazım stilinin etkileri bile bizim güzel yazı karakterimizde etkili.

    coğrafya ve tarihimiz, çok zengin ama...

    gerçi mevcut iktidar, geçmişe olan saygımı etkileyecek saçmalıklar yapıyor ama olsun. muhteremin anı defterlerine yazı yazan güzel yazı elemanının yazı stilini görmeniz kafi, sanki padişah tuğrası yazıyor. yazı mekaniği ve dinamiği farklı iki alfabe ancak bu kadar beceriksizce birleştirilebilir. bu bizim neredeyse mevcut tüm güzel yazı işiyle uğraşanlarımızda mevcut. bu nedenle ortaya çıkan işler hep aynı durur.

    kızdım yahu gündüz gündüz.

    neyse...

    YanıtlaSil
  3. Şimdiiii, bu arap-latin karışıklık meselesine kızamıyorum, olmuyor. Çünkü bu bir anlamda bizim kaderimiz. Hem doğu ile batının ortasında bir yerdeyiz, hem de Latin harflerine geçeli henüz bir asır bile olmadı. Eserlerimizin üzerindeki yazılar arap alfabesi ile yazılı. Doğal olarak da hala toplumsal kültürde bir geçiş gerçekleşmiyor. Bu nedenle de, adam kaligrafik bir iş eda ederken, latin harfiyle yazıp, arap harflerine benzetiyor.

    Mesela "bu da geçer ya hu" yazdırmak istiyorum ben bileğime, latin harfleriyle acayip geliyor gözüme, arapça yazdırsam bin dert. Kalakaldım, çözüm yolu bulamıyorum.

    Kızmamak sinirlenmemek lazım :)

    Bu arada, öyle blog altı commentleşmeleri oluyor ki, blogun içeriğinden uzun ve kapsamlı :)

    YanıtlaSil
  4. kaynağını şu an anımsayamıyorum ama, arabeski bir mimari terimden alıp müzik için kullanan ilk kişi bir gazete yazarı olmalıydı. ardından bu terim tam bizim bir çok durumumuzu anlatan bir hale evrilmiş. esasında ben arap harflerine ve hat sanatına karşı değilim. birçok yönden de batı ve doğunun yazı sanatına üstünlükleri var. bakmak kafi.

    lakin benim hoşlanmadığım, bazı abuk ve subuk öğelerin kültürümüz diye kabullenilmesi. özünde çok daha fazlası varken bile öyle oluyor. şimdi felsefe yapabilirim, aydınlık olması beni durduramaz ama 4096 karakter limiti durdurur.

    yazıyı da vinci stili yazdırın. latin harfleri ile ayna görüntüsü.

    aslında bu konuda konuşmak için gözlem pek yetmeyecek. iyi bir araştırma yapmak daha derine inmek lazım. zira bir durumu toptekün yerin dibine sokmaya çalışan genelde kendisi yerin dibine girer. kendimde öyle bir hava sezinledim dünkü yorumumda.

    YanıtlaSil
  5. Aslında bu birazcık da kültür nasıl doğar tartışması. Neticede kültür de yaşayan bir şeyse, doğal olarak zamanla değişecek. Demek istediğim bizim gibi, bir anda kabuk değiştirmiş bir toplumun, arada derede kalması doğal. Zamanla o ya da bu tarafa doğru daha iyi işler çıkartır hale geleceğiz umarım. Buna en büyük örnek de camilerdir kanımca. Istanbul'un fethine kadar bizim şu anda bildiğimiz anlamda cami yok çünkü Arap yarımadasından gördüğümüz şey daha çok mescid tarzı. Ne vakit ki Ayasofya'yı görüyoruz, kubbeli camiler yapmaya başlıyoruz ve bugünkü cami anlayışı ortaya çıkıyor.

    Hala geçiş döneminde olduğumuz için de kültürel anlamda, zamanla dengeye gelip yeni bir şey yaratacağızdır ama şimdilik bunun içerisindeki karman çormanlıktan dolayı şikayetçiyiz gibi geliyor bana yoksa şüphen mi var diyerek cartel'e de (en arada kalmışlık öykülerimizden birinin meyvesi) selam çakayım :)

    YanıtlaSil
  6. kültür doğmaz, ayrışır, birleşir, evrilir veya devrilir. insanlıkla bir kez doğmuştur sadece. bir anda kabuk değiştirmeye gelince, ona pek o şekilde bakamıyorum ben. saray kültürü ve halk kültürü arasında büyük farkı olan bir toplumdan geliyoruz. klasik türk müziği ve halk türküleri farkı en belirgin ve anlaşılır örnektir. değişiklikler her ikisinde de farklı etkiler bırakıyor. lakin asıl olan yazı, müzik, sanat, edebiyat, okuma yazma gibi kültür kabuğundaki değişimler değil.

    mentalite denilen şeyle derdim.

    YanıtlaSil
  7. Ama mesela Harlem Rönesans'ı diye bir şey var. Kültürlerin birleşmesinden doğmuş yeni bir kültür değil midir?

    Müzik konusuna gelince, bundan 6-7 sene öncesine kadar ben de klasik türk müziği ile halk türküleri arasında çok fark olduğunu düşünüyordum. Sonra bir gün "Bir şuh-i sitemkar" isimli Elazığ türküsünü dinledim. "Bu" türkü olamaz derken, öğrendim ki, zaten klasik türk müziğini ortaya çıkaran saray müzisyenleri Elazığ kökenli. Bu sebeple Elazığ türküleri klasik türk müziğine yakın... Gerçi ben kaba bir kulakla yakın filan diyorum, siz belki müzisyen olarak benzemiyor da diyebilirsiniz. O konuda ısrarcı olamam.

    :)

    YanıtlaSil
  8. şöyle dedim, ayrışır, birleşir, evrilir veya devrilir.

    yani etkileşimdir bunun toplamı.

    aslında müzik hususunda ele alınması gereken konu, bizim meşhur rus beşlerine öykünen türk beşleri'ni eksene alıp onun öncesi ve sonrası ile birlikte ele almak. tabii ki bunu cumhuriyet dönemini değerlendirirken yapmak gerek. müzik her zaman için en iyi anlama ve anlatma yollarından biri kültür değişimlerini.

    tüm sanat/kilise/saray müziklerinin kökeni zaten halk müzikleridir. batı'da müziğin en kuvvetli motoru uzun süre kilise olmuştur. bizim buralarda dinde müziğin yeri yok. ama batıya nazaran da yazıda daha etkili.halk müziğine gelince de, ravel'in meşhur bolero'su ismini bugün tam bir halk müziği olan bir flamenko formuna da adını veren bulerias ile aynı kökenden alır. hemen hemen bilinen çoğu form folk kökenine sahip. capriccio, ciaccona, vs...

    neyse konu müzik değil tabii.

    konu aslında 15 gündür internetsiz kalmama sebep olan smile. onunla ilgilenmem lazım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müzik meselesi çok derin. Ben ise, o meselede tam bir ümmiyim. türkiye'de eğitim görüp de, blok flüt çalmamış nadir öğrencilerdenimdir herhalde.

      bir an önce kavuşursunzu internete umarım :)

      Sil
  9. şükür kavuşturana, net halloldu.

    biraz şans meselesidir memlekette müzik. beni 12 yaşımda müzik hocam klasik gitarla tanıştırdığı için ve öncesinde de müzikle içli dışlı olduğumdan, neredeyse müzikten emekli olacak kadar çok sene uğraştım.

    yazıda da durum böyledir zaten.

    daha evvel de lafı geçti biraz denk gelme ve şans meselesi. o nedenle sonradan bu işe girenin ekstra bir çaba göstermesi gerekiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ee tabi, öyle adamlar var ki, ilkokulda muhteşem bir el yazısı öğrenmiş ve sonrasında da hiç ara vermeden yazmış da yazmış. Doğal olarak sonradan bu işe bulaşan insanla bir olması mümkün değil, daha uzun süreli çalışma neticesi ancak gelişir o fiziksel hakimiyet diye düşünüyorum.

      Sil
  10. Haha.. that reminds me that I used to have the neatest printing when I was in high school, and now, it can be chicken scratches!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Noooo, you must be kidding. I am in love with your handwriting :)

      Sil
    2. Haha. I will have to dig out my old writing and do a comparison to my current one. You will see what veracity in my statement :)

      Sil
  11. Eskilerin bir sözü var.Herkes kaşık yapar(tahta kaşıktan bahsediyorum) ama sapını ortasına getiremez.Güzel yazı yazmak istiyorsan ruhunuda katacaksın yazına ve çok ama çok çalışacaksın.Gerisi teferruat.(Kalem,kağıt,mürekkep)Saygılar..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel sözmüş, ilk defa duyuyorum.

      Ruh katmak önemli ama Allah'tan hepimizin içinde üflenmiş bir ruh mevcut. Sıkıntı yazmamak. Yazmıyoruz, elimize kalem almıyoruz maalesef. O yüzden biz büyürken, yazımız büyümüyor.

      Sil

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...